Gezi Trend
Kozmetik Giyim Güzellik Hamile Psikoloji Cinsellik Evlilik Yemek Dekorasyon indirim Gezi Etkinlik Kitap Çocuk Sağlık Emlak Aksesuar Otomobil
GÖRKEMLİ KALABALIKLARDAN HÜZÜNLÜ YALNIZLIKLARA; ANİ HARABELERİ… VE MATRUŞKA ŞEHİR KARS…

Editör Kategori : Türkiye23 Aralık 2009, Çarşamba



GÖRKEMLİ  KALABALIKLARDAN HÜZÜNLÜ  YALNIZLIKLARA;  ANİ HARABELERİ… VE MATRUŞKA ŞEHİR KARS…

Ani Harabelerini görmek üzere, Serhat Şehri Kars’tayım.  Yol arkadaşlarımla beraber havaalanından şehre inip, karnımızı doyurduktan sonra Ani harabelerine doğru yola çıkıyoruz aracımızla;  harabeler şehrin 45 km doğusunda, Arpaçay Irmağı kıyısında ve Ermenistan’la sınır. Yaklaşık 50 dk sonra harabelere varıyoruz. İlk izlenimim: hımmmm, oldukça etkileyici!!…  Ani Şehri, bir zamanlar Kafkasya ile Anadolu’nun birleştiği yerde   merkez konumdaymış ve  bölgeden ipek yolu geçiyormuş, dolayısıyla oldukça önemli bir yermiş. 3 tarafı kanyonlu ve  Alagöz  ile Dumanlı Dağları arasındaki Ani,  günümüzde ülkenin en doğu ucunda ve çıkmaz bir sokakta… Ötesi Ermenistan, berisi yoksul Ocakçı köyü… Arası bir zamanların görkemli şehri Ani… Yakın zamana kadar askerden izin almak gerekiyormuş harabeleri ziyaret için, bereket ki artık öyle bir zorunluluk yok… Ticaret yolları değişince, yol üzerindeki kentler de önemini kaybediyor sonuçta, zamanla terk ediliyor ve yine zamanla tarihi önem kazanıyor, sonuçta bizim gibi gezme delilerine de gezecek yer oluyor…   Ani, Anadolu ile Asya arasındaki geçiş olan bu bölgede, Ermeni krallığının başkenti olarak kurulmuş, ancak kentte ilk yerleşime M.Ö. 5000-3000’li yıllarda başlamış, 600 yıl kadar İpek Yolu üzerindeki önemli ticaret merkezlerinden biri olmuş. Kent, 22 medeniyet görmüş, her uygarlık kendi döneminden eserler yapmış, bir tek Moğollar yakıp, yıkıp bu 1001 kiliseli kente zarar vermiş. Kent, depremlere, saldırılara dayanmış dayanmasına da zamanla keşfedilen yeni kara- deniz yolları ticareti başka yerlere yönlendirince, varlık nedenini yitirmiş. Şehri çevreleyen surların büyük bir bölümü yıkılmış durumda. Dükkânlar ve evlerden eser yok, ancak kilise ve manastırlar orjinallerinin neye benzedikleri konusunda fikir verecek kadar sağlam durumdalar. Yine, Anadolu’da Türkler tarafından yapılan ilk cami olan Ebul-Manucehr Camii (1072) de bazı cesur vatandaşların, yasak olduğu halde- minaresine çıkmayı göze aldıkları kadar sağlam görünüyor ve camii manzarası da nefis… pencerelerinden üzerinde yırtıcı kuşların uçtuğu ve bir zamanlar her iki yakayı birleştiren köprüden geriye kalan iki yıkık ayağı bulunan Arpaçay’ı ve doyumsuz güzelliğe sahip dağları izlemek pek keyifli doğrusu…
 
Oldukça geniş alana yayılmış olan kent Türkiye’nin en güzel ve görülmeye değer ören yerlerinden biri. Müslüman Türklerin eline geçince camiye dönüştürülerek Fethiye Camii adı verilen ve 987 yılında yapımına başlanan Büyük Katedrali, dönemin zengin tüccarlarından Tigran Honent’in adını taşıyan kilisesi, Selçuklu döneminde Kervansaray olarak kullanılan yapıları, Selçuklu Sarayları, Bakireler Manastırı, Bezirhaneleri, ekmek fırınları, hamamları ve çarşılarıyla alıştığımız Roma – Yunan tarzı antik kentlerden oldukça farklı Ani Kenti ve doğal olarak Gürcistan’da bolca görülen Bagrat Dönemi mimarisi hakim devşirilmeyen binalarda…
Surlardaki giriş  kapısının  üzerinde gamalı haç var.  Görevli memurun anlattığına göre bu gamalı haç hakkında çeşitli rivayetler var, şöyle ki; dört yönü temsil ediyormuş bu haç, öte yandan Afşar Türkleri’ne de ait bir sembolmüş… Ama benim en çok hoşuma giden anlatım şu ki görevlinin ifadesini aynen yazıyorum… “Efendim, bu haç aynı zamanda 4 elementi de temsil ediyor;  yani hava, su, ateş ve toprak. Neymiş efendim: hava, su, ateş ve toprak. Bakın dikkat edin, “tahta” demiyorum, sanıldığı gibi tahta yok burada… hava, su, ateş ve toprak, yok tahta mahta…” Yurdum insanı, seviyorum işte… 
Gamalı haçlı  yıkık surlar, kiliseler, manastırlar ve camiler,  usul usul akan Arpaçay ve yalçın dağlar  buraya, daha çok dramatik tatta ama  kesinlikle ayrı bir güzellik vermiş. Etrafta ıssızlık hakim… Rüzgarsa aksine o biçim gürültülü ve yakıcı güneşi daha da güçlü kılıyor tarihe yolculuk yapan bizler üzerinde…
MATRUŞKA ŞEHİR KARS…
Ani Harabeleri’nde tarihe yolculuk yaptıktan sonra serhat şehrimiz Kars’tayız tekrar. Kars  sokakları ızgara biçiminde ve genel olarak düz ayak bir şehir ki gördüğüm kadarıyla kale dışında pek yüksek bir yer  yok.  3-4 tane ana cadde ve tüm olay bu caddelerde… Doğu’daki pek çok il gibi burası da göç veriyor ne yazık ki… Sınır kenti ama sınır ticareti yok, Sovyet döneminde soğuk savaştan dolayı yatırım yapılmamış, şimdiyse  Ermenistan’la ilişkilerden dolayı sınır kapalı. Bu anlamda oldukça bahtsız bir şehir.  Öte yandan 1992 yılında Kars’tan 2 il çıkmış; Ardahan ve Iğdır. Matruşka şehir Kars… Böylece şehir, toprakları ve nüfusunun yarısını kaybetmiş, bütçeden aldığı pay azalmış. Kars, halısı ve kaşarıyla da ünlü olmasına rağmen bu ikisi, aman aman bir gelir kaynağı değil halk için. Bu arada, iyi kaşar ceviz gibi kokarmış… Bundan sonra alacağım tüm kaşarları koklayacağım;))
Kars, yaklaşık 40 sene Rus hakimiyetinde kalmış ve o dönemden kalma çok sayıda Rus tarzı bina var şehirde. Örneğin eski Belediye Binası, Defterdarlık binası, kale bölgesindeki evler Rus tarzını yoğun biçimde yansıtıyorlar. Restore edilmiş bir binanın fotosunu çekerken yaşlı bir amca bizi sorguya çekiyor, nereliyiz? niye fotoğraf çekiyoruz vs. diye… verdiğimiz cevaplarla tatmin olmayan amca söylene söylene uzaklaşıyor yanımızdan. Sonradan öğreniyoruz ki buraya Ermeniler çok geliyormuş, atalarından izler aramak için…
Gezdiğim yerlerde yüksek bina, kule, kale vs. varsa mümkün olduğunca bu yerleri atlamayıp tepesine çıkar ve şehri bir de yüksekten görmeye çalışırım. Burada da bu geleneği bozmuyoruz ve “Kars Kalesi’ne çıkan şehre tekrar gelirmiş” sözlerini aklımızın bir köşesinde tutarak  çıkıyoruz 1153 yılında Saltuklular devrinde yapılmış bu kaleye. Moğol saldırısından nasibini alan kale, 1579’da Sultan 3. Murat’ın emriyle yeniden inşa edilmiş. 93 Harbi’nden sonra 40 yıllık Rus işgalinde tahribata uğramış ve pek çok orijinal özelliğini yitirmiş. 3 tane ana kapısı var: batıdaki Sukapısı veya Çeribaşı Kapısı, Kağızman Kapısı (Ortakapı) ve Behram Kapısı veya Baprampaşa Kapısı. Kale içinde 12.yy.dan kalma Celal Baba Türbesi, askeri koğuşlar, tarlalar, cephanelik ve 1 adet mescit yer alıyor. Kale aynı zamanda sit alanı. Kaledeki çocuklardan doğruluklarına tam olarak inanamadığımız tarihi bilgileri aldıktan sonra yürüyerek aşağıya iniyoruz hemen eteğindeki tarihi Taşköprü’yü görmek için… Bu köprü Kale’nin 1579’daki yenilenmesi sırasında Sultan’ın emriyle yaptırılmış, ancak depremde yıkılmış, sonra 1719’da Kars eşrafının önde gelen ailelerinden biri tarafından aynı yerde tekrar yaptırılmış. Taşköprü’nün hemen karşısında Namık Kemal’in bir dönem yaşadığı ev var, şimdi burası Kültür Merkezi olarak kullanılıyormuş. Ücretsiz bilgisayar kursları veriliyormuş. Yine buranın hemen karşısında eskiden hamam olan bina şimdi Kültür Merkezi kompleksinin bir parçası. İçeri girdiğimizde eski ve yeni Kars’a ait fotoğraf sergisiyle karşılaşıyoruz. Eski fotolardan birindeki Kremlin tadındaki yapıya bayılıyoruz… Ama öğreniyoruz ki o bina yok olmuş artık…daha doğrusu camii olarak kullanılıyormuş tabi o soğan kubbeler gitmiş yerine sivri minareler gelmiş… Şehir merkezine doğru yol alırken  Rus tarzı binaların arasından geçiyoruz… Yine böyle bir binanın önündeki üstsüz kadın heykelleriyle dolu çeşme karşısında oldukça şaşırıyoruz. Neden mi? Demek ki Kars’ın mülki amirleri “ben böyle sanatın içine tüküreyim” dememişler ya da tükürmeyi bilmiyorlar!!! Ne demek istediğimi Ankara’lılar hemen anlayacaktır;)


Sibel Bilir
Ankara, 26.07.2008
 

(0)
Ekle ve Paylaş


Yorumlar




Bu Blog İçin Henüz Yorum Yapılmamış.



Adınız ve Soyadınız : Eposta Adresiniz :
Yorumunuz :
 


Kategoriler

En Çok Okunanlar

Etiketler